|
VEFA ve SADAKAT

İbnu Abâs (radıyallahu anhümâ) demiştir ki:
"Ahdine kim vefasızlık edip bozarsa, Allah mutlaka ona bir düşman musallat
eder."
Ø
İbnu Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor:
"Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Kıyamet günü,
Allah, öncekileri ve sonrakileri birleştirip topladığı zaman her vefasız
için, onu tanıtan bir bayrak dikilir ve: "Bu falan (oğlu falanın)
vefasızlığıdır" denilir."
İmam Malik anlatıyor:
"Bana ulaştığına göre, Lokman Hekîm'e: "Sende gördüğümüz bu (meziyetin
mahiyeti) nedir? diye sormuşlardı. (Bununla onun faziletlerini
kastetmişlerdi). Şu cevabı verdi: "Doğru sözlülük, emaneti yerine
getirmek, beni ilgilendirmeyen şeyi terketmek." Bir rivayette şu
ziyade gelmiştir: "Vaadime vefakârlık etmek."
Ebu
Saidi'l-Hudri radıyallahu anh anlatıyor:
"Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Bilesiniz, Kıyamet günü
ahdini tutmayan her vefasıza vefasızlığının derecesine uygun bir bayrak
dikilecek (böylece vefasızlığı teşhir edilecek)tir.
Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor:
"Biz şu ayeti amcam Enes İbnu'n-Nadr hakkında indi biliyorduk. (meâlen): "Mü'minler
içinde Allah'a verdikleri sözde sadakat gösteren nice erler var. İşte
onların kimi adağını ödedi, kimi de (bunu) bekliyor. Onlar hiçbir suretle
(ahidlerini) değiştirmediler." (Ahzâb 23).
Abdurrahman İbnu Abdi'l-ka'be anlatıyor:
"Mescide girmiştim. Abdullah İbnu Amr İbni'l-As radıyallahu anhüma'yı
gördüm: Ka'be'nin gölgesinde oturuyordu. Ka'be'nin gölgesinde birçok kimse
ona müteveccih olarak oturmuştu. Ben de ona doğru oturdum. Şunu anlattı:
"Bir seferde Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'la beraberdik. Bir yerde
konakladık. Kimimiz çadırını tamir ediyor, kimimiz yerini düzlüyor,
kimimiz hayvanlarını güdüyordu. Derken Resûlullah aleyhissalâtu
vesselâm'ın münadisi seslendi: "es-Salâtu câmi'a: "Haydin namaza!"
Resûlullah'a gittik, yanında toplandık. "Benden önce her peygamber, ümmeti
için hayır bildiği şeyi onlara öğretmekle mükellef idi. Onlar için şer
bildiği şeyden de onları inzar etmesi (korkutması) gerekli idi. Bilesiniz,
şu ümmetinizin afiyeti önce gelenler hakkında kesin kılınmıştır.
Sonrakiler belaya ve kötü addedeceğiniz birkısım hallere maruz
kalacaklardır. Birbirini takip eden fitneler gelecek. Mü'min: "Bu fitne
helâkimdir" diyecek. Sonra bu kalkacak, başka bir fitne gelecek. "Helakim
işte bundan, işte bundan" diyecek. Öyleyse, kim ateşten uzak kalmayı ve
cennete girmeyi dilerse, Allah'a ve ahiret gününe inanır olduğu halde
ölümü karşılasın. İnsanlara, onların kendisine nasıl muamele etmelerini
dilerse öyle muamelede bulunsun. Kim bir imama biat edip, samimiyetle
sadakat sözü vermiş ise, elinden geldikçe ona itaat etsin. Bir başkası
gelip, önceki ile münâzaaya girişecek olursan sonradan çıkanın boynunu
uçurun."
Ammâr İbnu Yâsir (radıyallahu anh) anlatıyor:
"Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: (Kur'ân-ı Kerim'de
zikri geçen) sofra gökten ekmek ve et olarak indirildi. Bu mucizeye mazhar
olanlara, ihanet etmemeleri ve ertesi gün için, o yiyeceklerden
ayırmamaları emredildi. Ancak onlar bunu dinlemediler, hem ihânet ettiler
hem de yemeklerinden ayırıp ertesi gün için sakladılar. Bunun üzerine ceza
olarak maymun ve hınzır suretine çevrildiler."
Hz. Ebü Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor:
"Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Allahu Zülcelâl
hazretleri buyurdu ki: "Biri diğerine ihanet etmediği müddetçe iki ortağın
üçüncüsü ben olurum. Biri arkadaşına ihanet etti mi ben aralarından
çekilirim."
Yine Ebü Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor:
"Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle dua ederdi: "Allahım, şikak ve
nifaktan ve kötü ahlâktan sana sığınırım."
İbnu Amr İbni'l-As radıyallahu anhüma anlatıyor:
"Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Dört haslet vardır;
kimde bu hasletler bulunursa o kimse halis münafıktır. Kimde de bunlardan
biri bulunursa, onu bırakıncaya kadar kendinde nifaktan bir haslet var
demektir: Emanet edilince hiyanet eder, konuşunca yalan söyler, söz
verince sözünde durmaz, husûmet edince haddi aşar."
İbnu Ebi Müleyke rahimehullah anlatıyor:
"Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın ashabından olup da Bedir gazvesine
katılanlardan otuz kadarına yetiştim. Hepsi de kendi hesabına nifaktan
korkuyorlar ve dinlerinde fitneye düşmekten kendilerini emniyette
hissetmiyorlardı."
İbnu Abbâs radıyallahu anhümâ anlatıyor:
"Ben Resûlullah aleyhissâlatu vesselâm'ın terkisinde idim. Bana şu
nasihatta bulundu: "Yavrum! Allah'a karşı (emir ve yasaklarına uyarak
edebini) koru, Allah da seni (dünya ve âhirette) korusun! Allah'ı(n
üzerindeki hukukunu) koru ki O'nu karşında (dünya ve âhiretin
fenalıklarına karşı hâmi) bulasın -veya önünde demişti: Bollukta Allah'ı
tanı ki, darlıkta da O, seni tanısın. (Dünya ve âhiretle ilgili) bir şey
isteyince Allah'tan iste. Yardım talep edeceksen Allah'tan yardım dile.
Zira kullar, Allah'ın yazmadığı bir hususta sana faydalı olmak için
biraraya gelseler, bu faydayı yapmaya muktedir olamazlar. Allah'ın
yazmadığı bir zararı sana vermek için biraraya gelseler, buna da muktedir
olamazlar. Kalemlerin mürekkebi kurudu ve sayfalar dürüldü. Sen, yakînî
bir imanla, tam bir rıza ile Allah için çalışmaya muktedir olabilirsen
çalış; şayet buna muktedir olamazsan, hoşuna gitmeyen şeyde, sabırda çok
hayır var. Şunu da bil ki Nusret(i ilahi) sabırla birlikte gelir, kurtuluş
da sıkıntıyla gelir, zorlukta da kolaylık vardır, bir zorluk iki kolaylığa
asla galebe çalamayacaktır."
|