|
Oruç bize ne öğretir?
OSMAN KARYAĞDI
Nefsi
frenler
Nefsin gemlenmesi, frenlenmesi bakımından açlığın büyük faydaları vardır.
Aç ve susuz kalma ve riyâzet yapma ancak ibadet niyetiyle yapılırsa bir
değer ifade eder. Bu niyet Müslümanlıkta oruç şeklinde tecelli eder. Allah
dostları sürekli riyâzât yaparak nefislerini dizginlemişler, rûhî
formlarını korumaya çalışmışlardır.
Rûhu
geliştirir
İnsanlarda rûh cesedin, ceset de rûhun aleyhine olarak gelişir. Rûhanî
yönleri itibarıyla gelişim isteyenler, mutlaka oruç tutmalıdır. Bunu şöyle
de ifade edebiliriz: Oruç tutmayanlar, cesetlerinin altında
kalacaklarından hiçbir zaman tam olarak rûhanî olgunluğa ulaşamazlar.
Vesveseye
set çeker
Oruçla insan, nefsin kendisine fısıldamaya çalıştığı şeytanî vesveselerin
önüne bir set çeker. Derken dizginleri eline alır ve nefsini yönlendirmeye
çalışır. Zira o artık, yemeye, kadına ve dünyaya karşı kapalı bir
durumdadır. Bu sayede o, dünya adına gelecek baskılardan azâde olarak,
izzetli bir hayat yaşamaya namzet demektir ki, böyle birisi, Cenab-ı
Hakk’ın hakiki müminleri şereflendirdiği izzet duygusunu yakalamış olur.
“İzzet (üstünlük), ancak Allah’a, elçisine ve müminlere mahsustur.”
Orucun
vefa yönü
Oruç, vefa duygusunun tezahür ettiği en güzel ibadettir. Zira oruç, Allah
ile kul arasında yapılmış bir ahittir. Kul, belirli zaman dilimlerinde,
belirli şeylerden vazgeçer ve bu hareketleriyle, ahdinde vefalı olduğunu
gösterir. Aynı zamanda insan, tuttuğu oruçlarla vefa duygusunu öyle
geliştirir ki, vefa onun ayrılmaz bir parçası hâline gelir.
Emaneti
öğretir
Oruç, gizli ve aşikâr her zaman emanete riayet edilmesini öğretir. Zira
Allah’ın helal kıldığı nimetleri yiyip-içmekten kaçınmayı sağlayacak
Allah’tan başka bir gözetici yoktur. Oruçlu, sabahtan akşama kadar
Allah’ın hududuna riayet eder. Onca orucu bozma imkânlarına ve hiç
kimsenin görmemesine rağmen mümin, fevkalâde bir ciddiyetle orucunu
sürdürür. Sürdürür ve akşama kadar emaneti muhafaza hissiyle dolar
boşalır. Oruca karşı gösterilen bu tavır, Müslüman’ın bütün hayatına
akseder. Dolayısıyla oruç tutan insan, bütün hayatı boyunca kendisine
emanet olarak verilen şeylere karşı da son derece dikkatli davranır.
Oruçlunun
ağız kokusu
Oruç tutanın ağız kokusu açlıktan kaynaklanır. Kıyamet günü Cenab-ı Hak
katında, bu kokunun miskten, anberden daha şirin ve daha enfes bir
semereye vesile olacağına işâret buyrulmuştur. Melâike-i kiram, arş u
ferşi çınlattıracak bir velvele içinde Allah’a karşı kulluk vazifesini
yapmaktan hoşlandıkları gibi, hoşlandıkları birtakım kokular vardır.
Onlar, gül kokusundan çiçek kokusuna, miskten anbere kadar bütün güzel
kokulardan lezzet alırlar. Mele-i a’lâda güzel kokular sırlı hazineleri
açan anahtar hükmündedir ve işte oruçlunun ağız kokusu da perde arkası
dalga boyuyla bu güzel kokular cümlesindendir.
Günaha karşı bir
kalkandır
Oruç bir alıştırmadır. Kişide, bedenî arzulara karşı koyma kabiliyetini
geliştirir. İnsan oruçlu olduğu anlarda her türlü negatif isteklere engel
olmaya güç
yetirdiği
gibi, kazandığı bu dirençle, oruçlu olmadığı zamanlarda da, bu tür
meyillere engel olma kabiliyeti kazanır. Böylece insan “helal” endeksli
bir hayat yaşar. “Kim bana iki çenesi ile apış arasını koruma hususunda
garanti verirse, ben de ona, cenneti garanti ederim.” hadisi bu açıdan
yorumlanabilir.
Kanaati
öğretir
Oruç, insanlara iktisadı öğreten önemli bir disiplindir. İstediği şeyi ve
aklına geldiği zaman, hiçbir sınırlama getirmeden yapmaya alışık bir
insan, oruçlu olduğu zaman mecburen onu yapmayacaktır. Meselâ, her aklına
estiği zaman yemek yiyen, maddî olarak vücûdunun arzularına boyun eğen
insan, oruçlu olduğunda mecburen akşamın olmasını bekleyecek, bu bekleyiş
sayesinde o, iktisat etmeyi öğrenecek ve sorumsuzca yaşamaktan uzaklaşmış
olacaktır.
Allah’a
kavuşmayı hatırlatır
Oruçlunun her saati, her saniyesi Allah’ı, Allah’ın nimetlerini ve en
büyük nimet olan Allah’a kavuşma nimetini hatırlatması itibarıyla çok
kıymetlidir. Sabahtan akşama kadar aç ve susuz olan insan, zâhiren sıkıntı
çekse de, oruç ibadetinin getireceği uhrevî netice, ona bütün elemleri
unutturabilir. Oruçlu, bütün gün şehvetini, yemesini, içmesini âdetâ
unutur ve sürekli Rabb’iyle buluşmayı düşünür. Bu düşünce sayesinde hayatî
bütün faaliyetleri, istikamet dâiresinde cereyan eder.
Oruç
beden-ruh ilişkisi
İnsan, ruhla cesetten yaratılmış bir varlıktır. Ruhun olmadığı ceset bir
mana ifade etmediği gibi, cesedin olmadığı ruh da -imtihan dünyası adına-
çok fazla bir şey ifade etmez. İnsan, yiyip içtiği nesnelerle, bedenî hâl
ve hareketleriyle ve yerine getirmeye çalıştığı ibadet ve taatla hem
cesedine ve hem de ruhuna hizmet eder. Ağzına aldığı bir lokma görünürde
midesine gitse de onun da ruh üzerinde bir kısım tesirlerinin olduğu
muhakkaktır. Yaptığı bedenî hareketler, vücutta maddî olarak bazı tesirler
oluşturduğu gibi, bunların ruhta da değişik tesirleri söz konusudur.
İnsanın ferdi hayatının geliştirilmesi ve olgunlaştırılmasında riyâzetin
pek mühim bir yeri vardır. Bu da ancak oruçla olur. Orucun bir manası da,
ruhun riyâzeti ve cesedin perhizi demektir. Sık sık oruca müracaat
edildiği ölçüde, onun vicdanda hasıl edeceği güzellik ve faziletler açık
bir şekilde müşahede edilebilir. Her zaman, her yerde midesini düşünen bir
insanda temiz bir ruh ve saf bir kalbin bulunmasına ihtimal verilemez.
Zekat
mala bereket getirir
Zekatı verilen mal zâhiren eksiliyor gibi görülse de, Allah’ın bereketine
mazhariyetle devamlı artmaktadır. Zira Allah, malının zekatını veren
insana malını artırma yollarını ilham etmektedir ki, bu hükmü aydınlatan
pek çok somut örnek bulmak mümkündür. Kalpler Allah’ın elindedir. O,
istediği ve hikmeti iktiza ettiği zaman, kalpleri, emrini yerine getirip
zekatını veren kimselere doğru yöneltir ve o insanın ticaretinde ciddi
canlanmalar görülür. Bu Allah’ın, zekatı verilen mala bahşettiği
bereketten başka bir şey değildir.
Oruç
şefaat edecektir
Oruç kıyamet günü oruçlu için şefaat edecek ve Cenab-ı Hakk’a niyazda
bulunarak; “Ya Rabbi! Ben onu gündüzleri yiyip içmekten ve zevklerinden
alıkoydum. Bunun için onun hakkındaki şefaatimi kabul buyur.” diyecektir.
Oruç sabrın yarısıdır
Allah’ın yüklediği ibadet mükellefiyetini sırtında taşımaya sabretme,
O’ndan gelen şeyler karşısında sarsılmama, O’nun kapısından ayrılmama,
günah fırtınaları ve günah tufanı karşısında kendini koruyup dişini sıkma
vs. bunlar
|