|
Mescid-i Nebevi / Medine-i Münevvere
Dümdüz,
yeşil bir sâha içinde, bembeyaz bir taş yığını halinde, Medine ufuklardan
görünür. Ortasında yemyeşil Maşrık ile Mağrib'in birleştiği, öpüştüğü
yerden, semalara Rahmetenlilâlemin’in remzi olan yeşil kubbe
yükselmektedir... Burası, Allah sevgilisinin yeşil kubbesi, nazar-ı
ilâhînin bir an bile eksik olmadığı Mustafa'nın makamıdır... Milyonlarca
müminin salât u selâmının okşadığı yerdir orası... Oranın toprağında ceset
bile kalmaz, yalnız cesed-i pak-i Rasûl bulunur... Diğer mezarlar,
makamlar hep temsilen kalmışlardır... Naş-ı Mubarek-i Rasûl arzdan
kaldırıldığı zaman dünyanın sonu gelecektir... Niyazlar, dualar, arzular,
ölmüşlere Kur'ân hediyeleri; hep, mekândan Lâmekân'a Rasûle uğramadan
gitmez, gidemez kabul olmaz... Saray-ı ilâhiye ancak, Rasûl kanalı ile
müracaat olunur. Bu bir murad-i ilâhîdir. Bu lâmekâna hürmetin mecburî
olduğundandır. (Ben ve Meleklerim Rasûle selâtu selâm götürüyoruz. Siz ne
duruyorsunuz) meâlindeki Âyet bu demektir... O huzura kabul edilen,
ünsiyet peyda eden, ancak namazda bir tekbir ile uğramadan girebilir.
Fakat şeytan aklından çıkmaz... Rasûl'den izin al, yâni, onda eri... Ondan
sonra, Allâhu Ekber diye namaza başla... Mirac'a girersin... Namaz
Miraç'tır. O zaman sana yanaşmaz. Çünki sen Rasûlde eridin. Rasûlullâh’ın
potasında erimiyende daima şüphe mevcuttur. şüphede olan gafletten
kurtulamaz. Gaflette olan hiç hir şey olamaz.
Allâh'a ibadetin devamlı oluşu, bu
erimeyi temine fırsat verdiğindendir. Yoksa... Allâh'ın ibadete ihtiyacı
yoktur... Beşeri, düşünme muradı olduğu içindir... Nebilerin, velîlerin,
mürşitlerin, gavsların, kırkların, dörtlerin, üçlerin mucize ve
kerametleri gafletten, şüpheden kurtulmak kuvvetinin insanda mevcut olup
onu bularak Rasûl'de erimelerine işarettir.. Erime çarelerini beşer
bulsun, yardım alsın; kurtulsun diye lâmekâne doğru yoluna istikâmet
versin diye Kâbe'yi görerek tanıyarak, el ile tutarak kolaylık
göstermişlerdir...
Allâhuekber...
Bunların hepsi edep içinde Hayy’i-lâyemuta kavuşmak için kurulmuş
dekorlardır işte... Herşeyi önüne serdim, her şeyi burnunun ucuna kadar
getirdim... Sen hâlâ deli dolu; bön bön bakıp duruyorsun... Kabahat
kimde... Sende, sende, sende... Seni beni at da gaip zâmiri (O) ol. O...
İşte iş bundadır... Hâlâ mırıltı, dırıltı, zırıltı ile uğraştığın yeter...
Edep, fazilet, doğruluk içinde ömrü geçenler vardır. Bir de hayvan gibi
ölüp gidenler.. Şüpheler, vesveseler içinde her an değişmede bir ümit
vardır. Bunların yerinden kımıldanma ve sökülüp atılmağa hazırlanma
olduğunu da unutma. Bir gün belki sana da bir el girerek hepsini söküp
çıkarır... Şakk-ı sadr yapan Cebrâil olmaz da seni şüpheye düşüren bir el
olur bu el.. Şüphe, kuruntu, bir nev'i ruh uyuzudur. Uyuz aklında olursa
fena, ruhundakini iyi ederler belki ; şüpheden bazan acı bazân zevk
duyarsın, uyuz da böyledir... Uyuz hastalığının ârazı tamamiyle bir
hikmettir. Yani kaşınması... Fakat sen uyuzdan kurtulmağa ilâç ara...
Uyuzu kireç ile kükürt iyi eder, kireç ve kükürt nasıl kireç ve kükürt
olmuştur, hiç düşündün mü?
Kireç ve kükürt uyuz olmaz. O hastalık
onlara yanaşmaz. Bu hassaya sahip olmak için ne yapmışlardır? Hiç olmazsa
onu ara, bul, sor öğren... Hazıra konacağım diye çabalama, vakit az..
Güneş batmağa gidiyor her şey yarı yolda kalır... Kendini musalla taşında
bulursun, iş işten geçer... Biraz aklın ile ruhunu fırçala.. Ruhunla
aklına tekme vur, bu mücadele çok güzel bir mücadeledir... Kendini
öğrenince mesele kalmaz...İşte bunları hazırladıktan sonra Beytullâh’a dön
Rasûlullâh’a iltica et, öylece kıpırdamadan dur. Sabır içinde...Hiç
olmazsa bir gece bu halde uyumadan, sabaha kadar sebat et...Yardımcı her
zaman, her an mevcuttur, sana da uğrarlar.
İlk önce aklını iyice doyur da itiraz ve
şüphe kapılarını kapa, ruhunla başbaşa kal... Haydi yolun açık olsun...Bu
yazımızdaki sözlerimizden, bir son bekliyorsun. Lâflar kulağına vurdukça,
içinde şüpheler artıyor.. Böylelikle bir şey öğrenemezsin; bırak bizi, git
işte Allah aşkına... |