|
Ey
mübarek ay doymadık sana!
MUSTAFA
AYDIN
Ramazan
bütün bereketi ve maneviyatıyla geldi; ama kendisi gitti diye o manevi
atmosfer de onunla birlikte geçip gitmemeli. Ramazan’da kazandığımız güzel
huyları, hoş âdetleri, önümüzdeki günler boyunca devam ettirmeye
çalışalım. Allah (cc) bu anlamda hepimize kolaylıklar nasip etsin.
Ömrümüz
gibi her Ramazan da başlangıcında sanki çok uzun geçecekmiş gibi gelir.
Ama ömür de Ramazanlar da gelir geçer. Çünkü “sayılı” gündür. Gelecek
Ramazan ayına kimlerin ulaşabileceğini bilemiyoruz. Bu sene neşe içinde
iftar ettiğimiz, beraber cami cami gezdiğimiz, birlikte Kur’an okuduğumuz
dostlarımız, yakınlarımız, belki de bizzat kendimiz acaba bir dahaki
Ramazan’a ulaşabilecek miyiz? Bilemiyoruz. Rabıta-i mevt dediğimiz “ölümle
her an irtibat” hâli, bir saati bin senelik nafile ibadetten daha hayırlı
görülen tefekkürün en önemli mihenk taşını oluşturuyor. Kendi ölümünü ve
hesap vereceğini düşünen insanın imanı gaflet içindeki insanlardan daha da
kuvvetlidir. Onu kuvvetli kılan da mü’minin teyakkuzudur.
Ahirete
iman nasıl billurlaşır?
Hepimiz öldükten sonra dirileceğimize inanıyoruz. Allah’ın bir olduğuna,
benzeri olmadığına, onun tövbekâr kulları için “Cemîl”; umursuz ve
gamsızcasına günaha dalmış kulları için ise “Celîl” ve “Gafûr” olduğuna
iman ediyoruz. Ama bu kadar imanımıza rağmen yine de şaşıp yanılıp günah
işleyebiliyor, çevresel faktörler sebebiyle edindiğimiz kötü
alışkanlıklarımızdan vazgeçemiyoruz. Aslında bir kişinin ahirete olan
imanının sağlamlığı hayırlara ve ibadetlere neşe içinde koşması ya da bir
günahla karşılaştığı zaman yıldırım çarpmış gibi ondan ürküp
kaçabilmesiyle doğru orantılı.
Elimiz uzandığında eğer, “Dur! Alma! Ahiret var!”, gözümüz döndüğünde,
“Dur, bakma ahiret var!”, dilimiz yanlışa döndüğünde, “Sus, ahiret var!”
sesleri benliğimizi hemen kaplayabiliyor, bir salavat getirip tövbe
istiğfar edebiliyorsak imanımız yeterince sağlam demektir. Ama bu hali bir
kere beceremeyince, lanetlenmiş şeytanın, “Sen bu işi yapamazsın, bak
zaten yapamadın!”, ya da beceriverince, “Evet, sen yaptın, zaten en
iyisini sen yaparsın, en güzel namazı sen kılarsın, bak başkalarına
onlarınki de namaz mı?” sözlerine aldanmamak gerekiyor. Çünkü şeytan
bildiğimiz gibi hep soldan yaklaşmıyor. “Sağdan yaklaşması” olarak
tanımladığımız, kişiyi ibadetine güvenme, ucb, riya gibi hastalıklara iten
teknikleri de var.
Ramazan, 11 aya
rehber olsun
Ramazan’a hep “11 Ayın Sultanı” deriz. Peki bu nasıl olacak? Ramazan’daki
yaptıklarımız diğer 11 ay için rehber, örnek olmuyorsa, sadece “Ramazan
Müslüman’ı” oluveriyorsak bu, ahiret mutluluğu açısından acaba yeterli mi?
Gelin her bir ayımız Ramazan’dan bir ışık taşısın. Bu ayda ibadetlere
daha fazla yöneldik. Gündüzleri tuttuğumuz oruçların yanı sıra Kur’an’lar
okuduk ya da dinledik. Fakir fukarayı anladık, memnun ettik. Önümüz kış,
günler kısa, hâlâ en azından pazartesi ya da perşembe günleri oruç
tutabiliriz. Arkadaşlarımızı teşvik edip, yeni iftar davetlerinde
buluşabiliriz. Oruçluyuz diye gıybet, yalan, kötü söz ve beddua gibi kerih
şeylerden daha uzak durduk. Artık oruçlu değiliz diye bunlara geri mi
döneceğiz! Küskünlükleri, düşmanlıkları ortadan kaldırdık ya da daha fazla
önemsemez olduk. Eğer böyleyse ne iyi. “Ah keşke, Ramazan mübarek devam
etseydi de bu manevi atmosferi doya doya yaşasaydık.” diyorsak
ne mutlu. Ama, “Oh be!
İyi ki bitti, şimdi eski programa devam!” diyorsak ne yazık. Demek ki,
Ramazan bizim için “Sultan” olamamış, demek ki; Ramazan aslında bizim için
hiç gelmemiş. Aslında böyle bile olsa, yine de geç değil, hâlâ tövbe edip,
gönlümüzü O’nun (cc) yoluna döndürmek için fırsatımız var. “Ya Rab,
kalbimi yoluna döndür, kalbimi Resul’ünün sözüne ve sünnet-i seniyyesine
ısındır. Dinî ve dünyevî işleri bana kolay göster. İnsandan ve cinden
şeytanların şerrinden beni koru!” diye tövbe edip yardım isteyebiliriz.
Olgun Müslüman’ın hâli, Ramazan ayında nasılsa, Ramazan dışında da aynı
ciddiyette olmalıdır. En son bayram namazından çıkıp da, “Haydi cami
kardeş, bir dahaki Ramazan’a kadar cumadan cumaya, bayramdan bayrama
inşallah görüşürüz!” deyip kaçamayız.
|