|
|
|||
|
|
|||
BEN HASAN'IN BURNUYUM
Prof.Dr. Arif Sarsılmaz
Yüzünün tam ortasına o kadar
ustaca, mahir ve hassas bir şekilde yerleştirilmişim ki, biraz yerimden
oynasam veya yaralanıp hasarlansam, yüzünün tipi derhal değişir ve çok
çirkinleşirsin. Allah sanki bütün yüzünü ve gövdeni yarattıktan sonra
hepsi ile ve hattâ ruhun ile uyum gösterecek olan beni, çok mükemmel bir
şekilde yerleştirmiş. Sonsuz çeşitlilik ve tipte profilden görünüşlerim
varsa da genelde ince, uzun, dar, geniş, yassı, kemerli, ucu sivri veya
küt gibi tiplerim vardır. İnsanın yüzüne ve organlarının mevzûniyetine,
şekline, tipine bakarak insanın huyu-suyu hakkında hüküm belirten eski
âlimlerin bazısı benim şeklime bakarak insanın zekâsı, iradesi vs huyları
hakkında hükümler bile vermişlerdir. Benim şeklim ile senin ruhî yapın ve
değişik huyların arasında gerçekten bir irtibat vardır, ama sadece bana
bakarak hüküm vermek insanı yanıltır, çünkü diğer organların şeklinin
karşılıklı olarak birbirine tesiri vardır, bazıları diğerini nötralize
edebilir, ayrıca terbiye ve ahlâkî eğitim de birçok vasıfları değiştirir.
Onun için sen insanların sadece burun şekline bakarak hemen hüküm verme.
Zaten benim anlatmak
istediğim, ince sanatlar ve hikmetli yaratılışımdaki objektif gerçekler
olacak; yukarıda sözünü ettiğim hususlar ise sübjektif olduğundan şimdi
senin sahana girmiyor. Sadece senin yüzünde değil, memeliler başta olmak
üzere bütün omurgalı hayvanlarda Yaratıcım beni başın en ucundaki bir
çıkıntı olarak dizayn etmiş. Bilhassa hayvanlarda avlanmak, karnını
doyurmak, yavrusunu veya eşini bulmak için en çok kullanılan organ ben
olurum ve vücudun en önünde tıpkı bir dedektör gibi hassas bir şekilde
kokuları tespit ederim. Hayvanlar herhangi bir şey bulduklarında onun
içine önce beni sokarak o maddenin ne olduğunu anlamaya çalışırlar. Onun
için insanlar arasında da "her işe burnunu sokmak" tabiri çok kullanılır.
Hayvanların birçoğundaki koklama duyusu siz insanlardan fazladır. Onların
aklı ve şuuru olmadığından hayatta kalabilmeleri için gerekli birçok
bilgiyi burunlarıyla alırlar. İnsanlar ise akıl ve şuur sahibi
olduklarından "her işe burnunu sokmaya" gerek yoktur. Tabiî ki bu durum
"benim işim yoktur ve gereksizim" mânâsına gelmez. Tam aksine birçok
vazifem ve çok hikmetli bir yapılışım vardır.
Yüzünün tam ortasında tümsek
şeklinde dıştan görülen etli yapıdaki kısmımın iskeleti kıkırdaktan olduğu
için kolaylıkla eğilip bükülebilir. Uç kısmım sivridir ve iki yanımda
kanatlar vardır. Gözlerin arasına denk gelen dip kısmımda ise bu kıkırdak
parçanın bağlandığı kafatası iskeletinin bir parçası olan nazal kemik
bulunur ve bana kuvvetli bir destek olur. Tam ortamdan geçen kıkırdaktan
bir perde ile içimdeki boşluk iki kanal şeklini almıştır ve bu kanallar
dışarıya iki delikle açılır. Taban kısmımda bulunan sert damak aynı
zamanda ağız boşluğunun da tavanını teşkil eder. Bunun arka kısmında
uzanan yumuşak damak ise boğaz bölgesinin bana yakın olan kısmına (nasopharynx)
uzanır ve yutkunma sırasında yukarı doğru kalkarak yiyeceklerin ve
tükürüğün arka bölgeme dolmasını önlemek için üst yutağı kapatır. Bazen
yemek yerken gıcık tutar öksürürsen bu kapak kapanmaz ve yediklerin benim
içimde dolup, deliklerimden dışarı çıkabilir, hattâ siz bu duruma halk
arasında çok sıkıntı çekilen bir iş için "burnumdan geldi" diyorsunuz. Bu
sistemin bir faydası da, bazen hastalarda ve ameliyata gireceklerde ağız
yolunun kapalı olduğu durumlarda benim içimden geçen bir boru ile
yiyecek-içecek ve hava almanız mümkün olur.
Hayatının devamı için şart
olan soluk alıp-verme işinde kullandığın havanın senin akciğerlerine kadar
sürecek olan yolculuğu benden başlar. Benim deliklerimden giren hava her
zaman akciğerlerine gidecek kadar temiz ve uygun vasıflarda değildir.
Akciğerlerine uygun olmayan hava gidecek olursa, onları çok kolay üşütür,
iltihaplandırır ve hasta edersin. Böyle kötü bir durumla karşılaşmaman
için herşeyi bilen ve ona göre tedbirli yaratan Rabbim benim iç boşluğumun
ön kısmına havayı süzücü kıllar yerleştirmiş, daha arka kısmımın iç
sathını da ıslak bir yapıdaki mukus epiteliyle döşemiştir. Benim iç
boşluğumun yapısı oldukça karışıktır. İki dış duvarım boyunca önden arkaya
doğru uzanan üçer çıkıntı bulunur. Boynuzcuk (choncha: alt, orta ve üst
boynuzcuk) adı verilen bu kıvrımlı yapılar benim iç sathımın genişlemesini
ve böylece akciğerlerine giden havanın daha kolay ısınıp nemlendirilmesini
sağlar, yani havayı içine çektiğinde doğrudan akciğerlerine gitmez. Ön
kısmımdaki kıllar vasıtasıyla önce büyük toz parçaları vs tutulur, sonra
bu boynuzcuklarımın meydana getirdiği kıvrımlı dehliz içinden geçerken
daha küçük kömür tozları, is, bakteriler ve çiçek tozları boynuzcukların
üzerini döşeyen yapışkan mukus (sümüksü) zarların salgıları ve kirpiksi
uzantılarıyla tutulur. Aynı zamanda benim içimdeki basınç dışarıdan daha
düşük olduğundan içimden geçen havayı kolayca ısıtır ve nemlendiririm.
Üst boynuzcuğumun yanı ve üstü
koku duyusuna ait çok hususî bir epitel ile döşenmiştir. Üzeri silli
(kirpikli) hücreler olan koku alıcılar (receptörler) ile bunlara destek
olan hücreler koklama epitelini meydana getirirler. Havaya moleküllerini
salan bütün maddelerin kendine ait bir kokusu vardır. Koklama duyusunun
idrak edilmesi çok kompleks bir reaksiyon zinciri neticesinde beyinde
ortaya çıkar. Fakat bu işlerin nasıl olduğunu ben bilemiyorum ama çeşitli
teorilerden bahsediliyor. Hava akımlarıyla bana kadar ulaşan moleküllerin
titreşimleri ve yapı özellikleri farklı olduğundan her bir molekül alıcı
hücrelerimde farklı kimyevî reaksiyonlara ve elektrikî uyarmalara sebep
olur. Hava ile gelen moleküller koklama epitelimin üzerindeki nemin içinde
eriyerek çözünür ve koku sinirlerinin hücrelerini kimyevî olarak
uyarırlar. Kuru havalarda benim mukozam da kurur ve nemini kaybederse
moleküller çözünemediği için koku alman güçleşir. Vücudunda çok az
miktarda bulunan çinko elementinin eksikliğinde de koku alma duyumda
zayıflama veya kaybolma görülebilir.
Sarımsağın renginin, tadının
ve kokusunun gülden veya yaseminden farklı oluşunun sebebi her canlının
kendine has bir lâboratuar gibi farklı mahiyette bileşiklerden yapılmış
olmasıdır. Dolayısıyla bu farklı bileşiklerden havaya yayılan moleküller
ve bunların uyardığı tesir de muhakkak farklı olacaktır. Fakat enteresan
olan, bu kadar farklı yapıdaki moleküllerin herbirini farklı kokular
şeklinde algılayıp, ayırdeden ve hafızasına yerleştiren mükemmel sistemin
işleyişindeki harikalıktır. Herhangi bir koku ile ilk defa
karşılaşıldığında onun öncekilerden farklı olduğunu yapısından ve
titreşimlerinden farkedip, beyindeki koku ile ilgili hafızaya kaydetmek ve
daha sonra aynı koku ile tekrar karşılaşıldığında onun ne olduğunu hemen
söyleyebilmek çok kompleks ve tam bilinmeyen bir muamma olarak koku
fizyologlarının çalışma sahalarına giriyor. Benim koku alıcı hücrelerimin
güzel bir özelliği de bulunduğu ortamdaki farklı kokuları ilk anda çok
şiddetli olarak duyması, belli bir müddet sonra ise artık eskisi kadar
uyarılmamaları ve geçici bir felç diyebileceğimiz paralize olma durumuna
girmeleridir. Böylece alışma dediğimiz durum ortaya çıkar ve bu da bir
rahmettir. Yoksa lağım ve çöp işçilerinin, tabakhane ve mezbaha
çalışanlarının o kokular içinde çalışması mümkün olamazdı.
Benim içimi döşeyen mukosa
kanla ve doku sıvılarıyla kolayca şişebilir, soğuk algınlığı gibi bir
enfeksiyon veya saman nezlesi gibi alerjik bir tesirle iltihaplandığında
(nezle veya rhinitis) benim iç boşluğum tamamen tıkanabilir. Nefes alman
zorlaşabilir. Zaten üst solunum yolları enfeksiyonlarında önce benim
akıntım ve tıkanmam başlar. Nasıl akmayan bir su kokuşur ve bataklık olur,
akarsu ise pislik tutmaz, aynen öyle de, benim tıkanmam durumunda hemen
mikroplar çok hızlı üreyip, diğer solunum organlarına bulaşmaya başlar.
Onun için üşüttüğünde ne yapıp yapıp benim tıkanmamam için çalışmalısın.
Sıcak, kokulu ve baharatlı çayların faydası vardır, ama en iyisi binde
dokuz oranındaki tuzlu suyu (serum fizyolojik) benim içime çekersen çok
kolay açılırım. Burun damlalarının ise alışkanlık yapma başta olmak üzere
çeşitli yan tesirleri olduğundan çok sıkışmadan kullanma. Benim her iki
yanımdaki ve üzerimdeki kafatası kemikleri arasındaki boşlukların
(sinüslerin) iltihaplanması, bademcik iltihabı ve polip gibi durumlarda
benim akıntım süreklilik kazanarak nezle veya kronik rhinitis'e dönüşür.
Ayrıca birçok hastalıkta ilk belirti olarak benim kanamalarım önemli bir
işarettir. Yüksek tansiyondan, çeşitli ateşli hastalıklara kadar pekçok
şey benim içimde kanamaya sebep olabilir. Aslında yüksek tansiyonlularda
benim kanamam bir ikaz ve sigorta olarak da görülebilir. Eğer tansiyondan
dolayı benim damarım çatlayıp kanamasa ve basıncı düşürmese, beyinde bir
damar çatlayıp çok kötü sonuçlara varabilir.
Hasan!.. Bundan sonra bir
çiçeğin kokusunu veya başka bir güzel kokuyu duyduğunda, o kokunun ruhunda
estirdiği güzel duyguların tesiriyle havayı derin derin içine çekip
şükretmeyi unutma. O havayı sana nimet olarak veren Rabbimiz, eğer onun
içindeki zararlı pislikleri temizleyici bir filtre olarak beni sana ihsan
etmeseydi, akciğerlerin çok çabuk iflâs edecek şekilde is ve tozla
dolardı. Yediklerinden lezzet alamazdın, çünkü lezzet duygusu da sadece
tat ile değil, koku ile de müşterek ortaya çıkan bir duygudur. Meselâ
burnundaki koku epiteli harâb olan birisi yediğinin elma mı, yoksa turp mu
olduğunun farkına varamaz. Yemeklerin kokusunu almadan, yediğinin
lezzetini alamazsın.
Sevgili Hasan, daha fazla kendimi anlatmayı lüzumsuz görüyorum, gözlüklerin bile gözünde dururken benim üstüme oturuyor! Mikroskopik inceliklerime girip zihnini fazla yormadan çok kısa sana kendimi özetledim. İçimdeki tek bir kılın bile tesadüfen yerleşme ihtimali yokken, binlerce hikmetle yüklü olarak benim gibi bir organın kendi kendine oluşması hiç mümkün olabilir mi? Hangi heykeltıraş yonttuğu bir heykelin burnunu elinde çekiç ve keski, hayalinde bir model ve irade gücü olmadan yapabilir? Bir heykelin burnundan binlerce defa daha mükemmel olan beni yaratan Rabbim olmadan başka bir izah yolu var mıdır? O zaman, yüzünü yıkayıp aynaya bakarken bana bir daha bak ve hiç yoktan Yaratanımızı unutma! |
|||
|
Copyright ©2007 GulDemeti.COM |